reklam-4-reklam-33-unsal-branda-copy.jpg
Ekonomik kalkınma için üretim ekonomisi modeli benimsenmeli
Adil Can Kavcar Adil Can Kavcar
03.12.2021 13:23
Ülkedeki söz sahipleri özellikle 2006-2010 yılları arasında yaşanan global ekonomik rahatlamadan payımıza düşeni betona gömdü ve bu sayede dönemlik sağlanan katma değer ile ülkeye “yalancı ekonomik bahar” yaşatıldı. 

2010 yılından sonrada ülkemiz dünyadaki ekonomik gelişmeleri iyi okuyamadı. Ekonominin başına  gelen her kadro bir öncekinden biraz daha konudan birhaberdi. 

Ekonomi yönetiminde liyakat yerine mevcut benimsenen çalışma modeline ve tepeye daha yakın olanlar tercih edildi.

Örneğin mali yapısını kuvvetlendirecek her ülke, sınırları içerisindeki yargı sistemini o ülkenin en önemli uzvu olarak kusursuz, ayrım yapmadan ve saat gibi işletmelidir.

Uluslararası yatırımcıyı ülkeye çekmenin en önemli yolu budur. 
Yabancı yatırımcı geldiği ülkeye katma değeri boşuna sağlamaz. Hukuk, düzen, toplum, anayasa ve devlet tarafından tüm haklarının en üst düzeyde korunmasını ister. 
Kazan-kazan ilkesinde bunu uygulamak gerekir. 

Aksi takdirde yatırımcılar her an problem yaşaması muhtemel hiçbir ülkeye yatırım yapmaz. Yapsa dahi bu yatırımlar zamanı geldiğinde kolayca geri çekilebilir biçimde suni olur.

Ülkemizde ise yukarıda bahsettiğim öneme sahip yargısal ve yapısal reformların uygulamasında geç kalındı.

 Bunların eksikliği de her alanda derinden hissedildi. 

Ayrıca pandemi ve hemen öncesindeki dönemde atılan yanlış adımların sonucunda piyasalarda yaşanan kurdaki dalgalanmaları önlemek amacı ile faiz arttırımı ve rezerv satımı gibi yollar seçildi.

Sonrasında eksiye düşen rezerv ile ise faiz düşürme politikası benimsendi. 

Tabi arkasından doğal olarak anormal kur artışlarını da peşi sıra yaşandı. Dövizi düşürmek adına elde kalan “piyasayı rahatlatma” söylemi yerine aksine mevcut yangın daha da körüklendi. 

Tüm bu nedenlerle bozulan ekonomik düzen işverenler veya yüksek vergilerle düzeltilmeye çalışıldı. 

Bu sayede küçük işletmelerin tümünde kayıtdışılık tarihte hiç görülmeyen seviyelere ulaştı. Stokçuluk başladı. Ekonomideki afaki dalgalanmalardan ötürü ticaret ile uğraşanlar sattıkları malı tekrar yerine koyamayacağı korkusuyla piyasaya teklif veremez hale geldi.

Toplum bile bu noktada tamamıyla üretimden uzak kaldı.

 Şuan bırakın sanayiciyi dolmuşçu, simitçi veya toplumun hizmet sektöründe çalışan herhangi bir ferdi bile sürekli elindeki telefon ile kurlardaki artışı takip eder oldu. 

Zaten kolay yoldan para kazanma ilkesini kendine ödev edinmiş halkımız özellikle bu dönemde günlük yapması gereken işleri bile ikinci plana atarak döviz, borsa veya coin piyasasından kafasını kaldırmaz oldu. 

Fakat bu konuda insanları “neden böyle yapıyorlar?” mantığı ile eleştirmek çok yanlış bir düşünce olur.

Nasıl bir ailede baba veya annenin vermiş olduğu kararlar benimseniyorsa, nasıl bir şirkette şirketi yöneten kişinin uyguladığı politikalar o şirketin kültürünü oluşturuyorsa, bir ülkede de yöneten gücün uyguladığı politikalar o halkın yaşam biçimini olduğu gibi etkiler.  

Daha önce uygulanan ekonomik politikalar ile halk faiz ile kazanç sağlama yoluna itilmişti. Şimdi ise aynı halk uygulanan başka bir politika ile borsa, coin piyasası veya kurlar ile “parada para kazanma” yoluna itiliyor. 

Ancak çözüm bu mudur?
Yani tümü ile üretimden uzak, ya faizden yada paradan para kazanma biçimi ile bir ülke topyekün kalkınabilir mi?
Tabiki hayır.

Ayrıca bu yöntemlerde toplum ülke ekonomisine katma değer sağlamadığı gibi kendi adına da bir kazanç sağlayamaz. Sadece günlük olarak parasının değerini korur. Günün sonunda cebine giren para değişmez.

Peki çözüm nedir?
Ben bu konuda fazla bilgi sahibi değilim. Ancak ve ancak bir mühendis gözüyle sadece kendi naçizane düşüncemi söyleyebilirim. 

Bana göre ülkede söz sahipleri acilen üretim ekonomisi modelini benimsemeli, gerekli yargısal ve yapısal reformları gerçekleştirmeli ve ülkenin dümenini bu doğrultuda tekrar ayarlamalıdır. 

Bu reformların neler olduğunu tek tek ayrıca açıklama gereği duymuyorum. Çünkü artık heryerde işin ehli herkes defalarca konu hakkında gerekli açıklamaları yaptı.

Fransa değiliz. Oradaki gibi halktan yukarıya yayılan bir değişim bizde başarılı olamaz. Bu yüzdendir ki yukarıdaki modeli uygulaması gerekenler toplumun önde gelenleri ve karar vericileri olmalıdır. 

Bu sayede toplumun en alt bileşenine kadar yayılan bu üretime teşvik çağrısı sayesinde halk hem ürettiğinden kazanç sağlayacağını hemde bu sayede ülke ekonomisine de ciddi manada katkıda bulunabileceğini bilir.

Her yönden pozitif ivme gösteren ülkeye de elbette bol miktarda yabancı yatırımcıda gelir. 

Yoksa kuru yüksek tutup halkı ağır bir fakirlik ile başbaşa bırakmak ve sonrasında da hammadde veya enerji yönünden bile dışa bağımlı bir ülkeye Çin modeli uygulamak, avrupanın yakınında bir suni Çin oluşturmak doğru bir adım değildir. 

Çin ile Türkiye arasında icraa, toplumsal yapı, cevheri zenginlik, yaşam tarzı ve politik düşünce bakımından ciddi farklılıklar olduğu unutulmamalı.   
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan Denizli Haber Ajansı - Denizli'nin Haber Kaynağı sorumlu değildir.
Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. YORUM YAZ
DENİZLİ HABER AJANSI FACEBOOK
Adil Can Kavcar Diğer Yazıları