reklam-38-gazeteilan2.jpg
reklam-50-reklam-90-saraybahce-2.jpg
reklam-82-unsal-branda-copy1.jpg
OKTAY SİNANOĞLU
Güner Gönel Güner Gönel
12.02.2016 17:07
Oldum olası insanlara hayranlık derecesinde ilgim olmamıştır benim, gençliğimde bile posterlerinin peşinde koştuğum, veya yakından heyecanla takip ettiğim bir ünlü filan olmamıştır yani..Bu duyguyu Oktay Sinanoğlu ie yaşadım ben.. Uzun yıllar ülkemden ayrı kaldığımdan hem ülkemde hem yaşadığım yerde bazı konuları veya insanları da kaçırmışlığım çoktur. Belki herkesin yakından bildiği Sinanoğlu’nu ben birkaç yıl önce öğrendim. Bir televizyon programında konuşmalarını dinledikten sonra da hayran oldum.

Ülkesini bu kadar seven, bilim adamı olarak dünyanın saygı duyduğu bilim adamımız Oktay Sinanoğlu; dünyanın en genç yaşta profesör olmuş kişisi ve Nobel adayı, Türk kuantum kimyacısı, kuramsal kimyacı ve moleküler biyolog.
1956 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de Kimya Mühendisliğini birincilikle bitiren, 1957’de Amerika Birleşik Devletlerinde MIT’den birincilikle Yüksek Kimya Mühendisi olan, 1959-1960 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri Atom Enerjisi Merkezinde araştırmalar yaptı. 1961’de hem Harward, hem de Yale’de kendisinin yeni Nicem (“Kuantum”)Kimyası ve fiziği üzerine teorileri hakkında üst düzey derslerde yeni buluşlarını anlatan gururumuz.

Benim burada sayamayacağım kadar hayatı başarılar ve ödüllerle dolu, sadece uğraştığı bilim alanında değil, ülkeler arasındaki ilişkilerle ilgili ülkemizi de temsil eden, hayatının her anında aynı zamanda ülkesine hizmet etmek için mücadele verdiğini bilmem kaç kişi bilir.

1962 yılında batının son 300 yılda en genç profesörü olan, batıda başarılarıyla parmak ısırtan bu adam aynı zamanda ülkesinde Türkçe’nin değerinin anlaşılmasına yönelik büyük çabalar veren bilim adamımız, ülkesinde de anlaşıldı ki, Özel bir kanunla 1975 yılında ülkemizde de ilk ve tek Türkiye Cumhuriyeti profesörü ünvanını kazandı.

Amerika’ya neden gittiğini kendisi şöyle anlattı: “…Ben baktım, Türk Bayrağı, Atatürk karşımda, cam çerceveli olduğu için bayrağın üstünde kendi yansımamı görüyorum. İçimden yemin ettim, dedim ki:

Gideceğim ve orada söz sahibi olacağim, ondan sonra gelip o namussuzlarla burda uğraşacağım. O zaman anlamıştım ki burada kalırsam Amerika’nın kölesi olurum, oraya gidersem Amerika’nin efendisi olur, buraya gelip onlarla daha rahat mücadele ederim. Ve işte bizi gönderdiler…”

Ve gerçekten de ülkesinde bu dediklerini yapmak, kendi gençlerimize ve topluma hizmet etmek için ülkesine döndü.
Düşünün, bu amaçla ve büyük hevesle ülkesine gelerek Yıldız Teknik Üniversitesinde göreve başlayan bu büyük adam oradaki günleri ile ilgili bir anısını şöyle anlatıyor:

“…Yıldız Teknikte kimyada bir takım hanımlar var beyler var, profesör, doçent. Dışarıda da vardır. Burada da var, entrikalar döner, ona buna köstek olurlar. Birkaçı dedikoducu belli odama geliyorlar. Herkeste dahili telefon var. Ankara’ya bile telefon edemiyorsun, bilgisayardan bağlanamıyorsun.

Bölüm başkanlarının telefonları vardı, onlar da benim yanımda ya. Şuraya bir telefon bulun bari dedim. Bilgi çağındayım diyorsunuz daha telefon çağına gelmemişsiniz diyorum. Bilgisayara telefonu bağlayamıyorsun. İnternet yok. Üç dört yıl bağlantı kurulmadı. Hüseyin Afşar’a (bölüm başkanı) bari bir telefon bulun dedim. Bana direk telefonundan paralel hat çektirdi. Bazen o yokken arıyorlar, telefonu açıp sekreteriyim diyorum. Bölümde iki tane meraklı hanım var, ortalıkta dolaşıp dedikodu yapıyorlar. Bunlar bir gün odama geldiler o sırada da telefon çaldı. Bu ne dediler. Ben de saf saf telefon dedim. Ertesi gün geldim, makas attırıp kestirmişler, koridordan teli kesmişler. Ben de zannediyorum ki, ben bunlar için fırsatım, öyle konular var ki dünyada herkes gelmiş, Yale’de benden öğrenmiş; Rusya’sından, Doğu blokundan , Avrupasından. Ben ayaklarına gelmişim, yeni bir şey öğrenin, yapın. Yok. Özel ders açtık, yepyeni şeyleri dünyada ilk defa anlatıyorum, dışarda herkesin benden öğrenmek istediği şeyleri Türkiye’de Türkçe anlatıyorum. Alakası olmayan, fizikten matematikten insanlar geliyor, asıl gelmesi gerekenler yok!..”

Şaşırmamışsınızdır. ben de şaşırmadım, son nefesine kadar da mücadelesini sürdürdü onca hırpalanmaya ve etrafındaki cehalete rağmen, heyecanı tükendi mi, hevesi kaçtı mı bilmem, sanmıyorum da..
İşte bu bilim adamını bugün kaybettik. Sonsuz bir dinlenmeye çekildi, ışıklar içinde uyusun. Böylece ben de bende ilk kez hayranlık duygusu uyandıran bir insanı kaybettim, ülkem de kaybetti, bana bıraksalar ülke genelinde yas ilan ederdim.

Böyle bir bilim adamı bundan sonra yetiştirebilir mi bu toplum bilemiyorum, ama yetişsin diye gençlere bakın kendi dili ile nasıl seslenmiş:

“…GENÇLER, Türkiye’ de adet haline gelmiş göstermelik işlerden kaçının. Sırf üniversite bitirdi desinler diye, ananız babanız Amerika’da mastır yaptı diye öğünebilsin diye yükseköğrenime gitmeyin. Sonunda ancak kendinizi kandırırsınız. Temel gayeleriniz, kendinizin ufak çıkarları ötesinde, kendiniz dışında, bu ülke, bu ulus, Türk dünyası, Avrasya, insanlık için olsun. Yüksek hedefleriniz için çalışın. O zaman, kendi durumunuz da kendiliğinden düzelecektir.

Maddiyat ile maneviyati dengeleyin. Formülünüz ‘bilim’ + ‘gönül’dür. Bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize ne de insanlığa hayrınız dokunur….
Ne dersiniz? Gençlerden dinleyen olur mu ki?
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan Denizli Haber Ajansı - Denizli'nin Haber Kaynağı sorumlu değildir.
Bu yazıya henüz yorum yazılmamış. YORUM YAZ
DENİZLİ HABER AJANSI FACEBOOK
Güner Gönel Diğer Yazıları